9 Haziran 2008 Pazartesi

BÜYÜKLERE FABL

Suyun öte yanından gelen sarman baba, pürtelâş tekir anne, Saygonlu sarman abla ve fık fık tekir kardeş olağan bir adli tatil döneminde güzel ve yalnız ülkelerinin batısındaki bir adaya giderler. Tüm yol boyunca baba sarman, bir zamanlar güzel ve yalnız ülkede çoklukla yaşamış, kalkmış göç etmiş ama gittikleri adada çoğunluk oldukları düşündükleri tekirlerle ilgili fikirlerini sıralamış. Baba sarmana göre, göçen tekirler ağırlama zanaatının ustasıymış, hele ki bir de meyhaneci olanları (ki çoğu barba olarak anılırmış) pisileri bir ağırlarmış bir ağırlarmış sormayın. Baba sarmanın dolduruşuna gelen çekirdek aile akşamüstü feribottan olağanüstü beklentilerle inmiş. Vakitlerden akşamüstü olduğu için acilen kendilerine tavsiye edilen pansiyona doğru yola çıkmışlar. Ancak rezervasyon hak getire olduğu için yer bulamamışlar, zaten pürtelâş sultan tuvaletlerin dışarıda ve ortak olduğunu görünce;
— başka yer bulalım
Diyerek tipik anne hijyen seçimini belirtmiş. Sıcakkanlı sultancığım yolun kenarındaki bir ada yerlisi tekire ye kalabilecekleri başka bir yer olup olmadığını soruvermiş. Tekire
—benim evde kalın,
diyivermiş.
Baba sarmanın dolduruşunda ve akşamüstü mahmurluğundaki çekirdek aile teklifi acilen kabul etmiş, Ada yerlisi tekire yi arabalarına aldıkları gibi yola koyulmuşlar. Yerli tekir emiz sahilden kızını da almalarını istemiş ve fıstık kıvamındaki yavru tekir iyede arabada yer bulunmuş. Ancak yavru fıstık ve tekire yol boyunca kendilerince mırmırlaşmışlar. Çekirdek aile mırnavları ise bu mırıltılardan hiç bir halt anlamamışlar, sadece yavrunun anneye kızdığını ve söylendiğini hissetmişler.
Nihayet yol bitmiş ve adanın tepesindeki eve varmışlar. Evin dış görünüşüne bakan baba sarman yerinden kalkma zahmetinde bulunmammış. Pürtelaş, Saygonlu ve fık fık ev sahibi ile bahçe kapısından içeri girmişler. İki katlı, kagir bakımsız bir ev izlenimi vermekle birlikte umut dolu çekirdek ailemiz hiç sesini çıkarmadan evin içine dalmış. Karanlık, gıcırdayan merdivenlerle hortlak öykülerinden fırlamış gözüken mekanda uykusunu seven Saygonlu, kerevetten başka yatacak yer göremediği için fık fıkla nereye nasıl sığarları ölçüp biçerken annesi pürtelaşın bir sürü lafın arasında
-bu evde nasıl ısınıyorsunuz?
sorusunu duymuş. Umutsuz Saygonlu nun iç sesi ani mırlamaya
-anne ya ağustos ayındayız ne ısınması ne sobası önce yatak
diyivermiş.
ancak annesinin yüz ifadesine baktığında, kavrayamadığı ile karşılaştığında büyüyen göz bebeklerini ve alık ifadesini, ortam loş bile olsa seçebilmiş.Umutsuzluğu giderek artan çekirdek bireyleri son darbeyi
-tuvalet nerde ?
sorularının cevabı olarak bahçeye geri dönüp, bir örtü ile önü kapatılmış evden ayrı küçük kulebeciği görünce yemişler.
kulübenin zemini toprak, ortada bir küçük çukurcuk durmaktaymış.
Pürtelaş sakinliğini korumaya çalışarak, evlerini açtıkları için teşekkür ettiklerini ancak hava kararmadan bir kaç yere daha bakıp, karar vermek istediklerini belirtmiş.
Hızla arabaya yönelip, kapıları kapattıklarında gümbürtü kopmuş. Anne Pürtelaş (ki gözbebekleri hala küçülememiştir.) kendisinin o güzel ve yalnız ülkenin güneydoğusundan geldiğini, mesleği gereği on bir yılını doğuda geçirdiğini ancak böyle bir mekanın varlığının onu dumur ettiğini, kelimenin tek anlamıyla kükreyerek haykırmış. Arka koltukta tüm konuşmaların bitmesini bekleyen Saygonlunun son sözleri ise;
-ilginç bir sosyolojik vaka idi.
olmuş.

20 Nisan 2008 Pazar

Ne Yapmalı

Hayat kendi akışında giderken, karar verip düşüncelerini, sevdiklerini daha çok insanla paylaşmaya karar verenler namı diğer " blog yazarları". Geçen yılın ortasında böyle bir karar verip, üye olduğumda bilgisayarla, sanatla, müzikle, filimlerle, yemeklerle, sporla kısacası herşeyle ilgili çılgın bir dünya burası.Dışarda şeker gibi bir hava, yeşilleniş dallar varken " ne işim var burda" dedirten, yine de bir merak bir merak görsel, işitsel ne varsa bir nefeste yutmak isteyen kocaman bir ejderha bu akıl fikir. " Ben almayım" diyenlere saygı duymamak elde değil, duygular, renkler, düşünceler, espiriler her şey o kadar hızlı tüketilir olduki , etrafımıza bakma ihtiyacı doğuyor. Çocuklar hızla büyümüyor, sevdiklerinizin yüzüne çizgiler bir günde eklenmiyor, suyun, havanın ve toprağın hepsinin kendine ait bir akışı var. Nedir bu acele o zaman? Nedir bu bir an önce tüketme arzusu? Tabakhanye yetiştirilmeye çalışan nedir?


GÜN EKSİLMESİN PENCEREMDEN
Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklımdan ölümüm geçer;
Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.

Ve gönül Tanrısına der ki:
- Pervam yok verdiğin elemden;
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!
CAHİT SITKI TARANCI

6 Nisan 2008 Pazar

GELDİ BAHAR AYLARI GEVŞER GÖNÜL YAYLARI

Artık karakış kalmadı yaşadığım yerde..Çocukluğumun geçtiği bir o kadar uzak, bir o kadar yakın Çifte Minareli şehirde ellerimin, yüzümün cam batarcasına acıdığı ayazlar yok, Der-saadet'te..Babamın etrafında "Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası yurdumuzun Batısını terk ederek Doğu'da hissedilecek, sayın seyirciler" yorumuna sevinen hıyarlara dediği üzere " Doğu'da memleket değil midir? " Doğuda memlekettir ve ayazı içinizi buz kestirir.Buz kestiren soğuk Der-saadet'in çıtkırıldım havası gibi kalleş değildir diğer taraftan. Üstünüzde kalın yorgan, bir uyursunuz, bir uyursunuz sabah kalktığınızda ne kafanız zonklar, ne de bir yeriniz ağrır. Lakin bahar kışın olmadığı Der-saadet dahil heryerde güzeldir. Bahar canlanmadır yeniliktir ve kadınlar için temizliktir... Evdeki dolaplarla birlikte bloğumuzu da bir elden geçirelim ve Vlado'nun baharlıklarını yayına koyalım..Sevgili Blog Yazarları Baharınız şen geçsin.

28 Şubat 2008 Perşembe

ÖLÜM

Dün hayatımdan bir renk eksildi, bugün ise dilini anlamadığım duaları dinleyip, anladıklarıma içtenlikle "Amin" dedim. Tüm bunlar bitince içimden " Fatiha" okudum ve Salamon Amcamın ruhuna yolladım. Allah'ın özel kontenjanından gelen Salamon Amcamın ruhu için muhakakki müslümanın, hristiyanın, budistin ve bilmediğim tüm diğer dinlerin duası kabul olur.
Güle güle Salamon Zekeriya Seviş, hasret ve muhabbetle ellerinden öperim.

KAYNAK HÜRRİYET ARŞİV 09 Mart 2003 TARİHLİ RÖPORTAJI YAPAN : Mesude ERŞAN

Yeldeğirmeni'nin Süpermeni 76 yaşındaki terzi Salamon

Salamon Seviş'in terzi dükkanı, 53 yıldır Kadıköy Yeldeğirmeni'nde, aynı yerde. Ama 76 yaşındaki Seviş'in ekmek teknesi, takım elbise ve pantolon diktireceklerden çok, yardım iseyenlerle dolu.

Yardımseverliğiyle tanınan bu gönlü zengin adama mahalleli, ‘‘baba’’ diye hitap ediyor. Sağlık sorunlarına rağmen şefkat ve enerjisini esirgemeyen Salomon Seviş'in diğer lakapları ise şunlar: ‘‘Süpermen’’ ve ‘‘Yahudi Evliyası’’.

Tam 76 yaşında Salomon Seviş. Gençlerden daha duygusal, enerjik ve sevgi dolu. ‘‘Baba, diyenlere nafaka davası açacağım. Nafaka versinler de görsünler’’ diye espiri yapan Seviş, kimseyi kapısından geri çevirmiyor. Komşusundan sokağından geçen karpuzcuya kadar, hiç tanımadığı, ama adını duyup gelmiş belki yüzlerce kişi nasiplenmiş yaptığı iyiliklerden Cezaevine düşen, elektrik faturalarını ödeyemeyen, mahkemede davası olan, parasızlıktan doktora gidemeyıp testlerini yaptıramayan, hatta rapor almaları gereken öğrenciler bile onu ziyaret ediyor.

Salamon, darda olanı duyanca, hali vakti yerinde dostlarını da seferber ediyor ve ihtiyaç duyana el uzatıyor. Yanında kaldığımız bir saat içinde öğrenci oğlu için rapor almaya gelen bir anne ve elektrikçi arayan inşaat mühendisinin sorunlarını çözen Salamon'un masasının üzerinde sahibi tarafından alınmayı bekleyen, süresi uzatılmış bir pasaport duruyordu. Bir dostu için gereken ve İsrail'den gelen özel kafeinsiz kahve de yerine ulaştırılmak üzere dükkana bırakıldı. Yardım etmekten zevk aldığını söyleyen Salamon Seviş, ‘‘Hizmet edince kendimi adam sayıyorum. Yapamazsam pasif adam hissediyorum’’ diyor.

6 KARDEŞİ İSRAİL'DE

Yeldeğirmenli Viktorya ile 1950'de evlenince, Yahudi, Rum, Ermeni ve Türklerin bir arada yaşadığı mahalleye yerleşir Seviş. Damat olduğu mahalleyi çok sever ve herkesle dost olmayı başarır. Herkese yüreğini açar. Selimiye Kışlası'nda Fevzi Mısır, Aziz Bahriyeli, Amir Ateş, Nihat Uluğ, Adem Eden gibi hafız ve mevlithanlarla askerlik yaparken bazen ezan okur, bazen de mevlit. Oğlunun sünnet töreninde de hafız arkadaşlarının okuduğu ilahiler, evinin penceresinden mahalleye yayılır. Yıllar sonra ameliyat olunca ziyaretine gelenler arasında Kadıköy Müftüsü de bulunur. 7 kardeşinden 6'sı İsrail'e gitse de Seviş, yaşamını Türkiye'de sürdürmeyi tercih eder.

1960'lı yıllarda İsrail'den ziyaretine gelmek isteyen kardeşine Seviş, ‘‘Vapurdan in, taksiye bin. Yeldeğirmeni'ne gel. Beni herkes tanır’’ der. Kardeşi, ‘‘palavracı’’ diye dalga geçer. İstanbul'a gelir ve Kadıköy İskelesi'nde taksiye biner. Yeldeğirmeni'ne gitmek istediğini söyleyince, taksici onu Salamon Seviş'e benzetir ve ‘‘Terzi Salamon'a mı gideceksin?’’ diye sorar.

24 Şubat 2008 Pazar

DUB DUB DUBAİ GÖZLEMLERİ VEYA GÖZLEMELERİ 1

Dubai.. İran nın tam karşısında, Basra körfezinin dibinde, tüm yüz ölçümü Konya ilimiz kadar olan yedi emirliğin, (Dubai, Abu Dabi, Şarjah; sanırım, ve adını bilmediği üç emirlik) birleşmesiyle oluşmuş Birleşik Arap Emirlikleri devletinin bir kenti. İnsanın çöle hüküm edilebileceğinin, kumun çimen olabileceğinin kanıtı, karabaşlı şen sesli kuşların, sarsak tipli pembe flamingoların, kışın nereye göç ettiğini merak ettiğimiz hacı baba leyleklerimizin kışlık sayfiyesi. Tanrı nın aslında insanlara ne kadar cömert davrandığının canlı örneği, çöllere bile kuşları, develeri, rengarek çalıları, pırıl pırıl gökyüzünü hediye ettiği eski inci avcılarının yurdu. Dubai yi kendi havalanından değil de nispeten az gelişmiş ve ucuz Şarjah tan girerek bakın dünyanın kast sistemine. Bengaldeşliler, zaten kast sistemine alışmış, alt kasttaki Hintlilerle tuvalet temizler ve amelelik yapar. 200.000 vatandaşının dışındaki 3.000.000 emekçinin elini kolunu sallayıp metroya otobüse binipte gezmesinden hoşlanmayan yöneticilerinin tercihini sudan ucuz petrolle destekleyen vızır vızır taksiler cenneti . Tabiki bu görevi üstlenenler de üniformalarıyla Pakiler veya Pakistan nın alt kastı. Dükkanlarda ingilizce bilmeleri nedeniyle Filipinli ufacık kız arkadaşlarımız, sokaklarda inzibat olarak dolaşan polis orta kast Hintlilerimiz. Ayrıca ister çarşaflı, ister açık saçık salınan kadınların arkasında çocukların gerçek sahipleri yine orta kast Hintli veya Filipinli "Maid"lerimiz. Bu kadar avamlık yeter netekim . Humeynin İran nından öncelikle parasını sonra da pılısını pırtısını toplayıp gelmiş sermaye sahibi, doğal olarakta ticaret erbabı İranlılar. Ancak gerek İranlılar, gerek Lübnanlılar bu ülkenin tabiki emirlerin ailesinden sonra zenginleri olarak görülüyorlar, yeni işgalci Çinlilerle birlikte. İngilize, Almana v.s. birşey demiyorum onlar geleneksel olduğu üzere zaten üst kast. Geniş ve haşmetli emirlerin ailesi ise bakan, üst düzey yönetici falan filan. Biz Türklerse sanırım tekniker, mühendis, IT ci olarak gelmişiz, kast sisteminin orta ve üst katlarına yayılmışız.

18 Ekim 2007 Perşembe

BLOGLAMAK YADA LAMAMAK
“Üç ayda en az yirmi adet yazı yazmak...” İlham perisini oldum bittim severim ben. Ama kendileri sofrayı toplarken, çamaşırları makineye tıkarken veya müşterinin en az yarım saat boyunca konuşup da anlatamadığı talebini anlamak için uğraşırken uğramıyor yanıma. Yazı yazmayı seven biri ve bu eyleme saygı duyan biri olarak blogger olunca sevinmiştim .Bilgisayarı sadece software kullanıcılığından öteye geçiremeyen şahsıma, yazılarımı yayınlayacağım çok hoş bir düzenleme yapmıştı. Tabi ki görür görmez atladım ve ıkına sıkına altı adet gelebildi elimden. Tamam ilham perisi ki ben Semiye diyorum kendilerine gelse de gelmese de , bloklalamak adına yazacağım ....Diğer taraftan “kes-yapıştır” yasak.Doğrudur, en kolay aşırma fikri aşırmaktır.Yazıyı emek olarak görenlerin de bu uygulamaya saygı duyması lazımdır. Ancak bloğumda yeralanDüşünceler-Bertrand Russell-Cem Yayınevi-1972 adlı yazının hiçbir yerine dokunmayacağım çünkü bu benim başucu kaynakçam ve ben ondan daha çok ekmek yemeği düşünüyorum. Örnek mi ? Yazıdan alıntı yapalım “ Wyatt :Şimdi ikinci öğeyi alalım. O neden önemli?
Russell :Alıştığınız yaşama koşullarına göre değişir. Eğer az, çok yoksul yaşamaya alışmışsanız, fazla bir gelire ihtiyacınız olmaz. ama, pek zengin yaşamaya alışmışsanız, geliriniz çok büyük olmadıkça mutsuz olursunuz. Yâni, alışık olduğunuz hayata bakar bu”.... Russel amcam 1972 yılında bugünü görmüştü ve ben bu öngörüyü evlilik hazırlıkları içindeki genç taksici arkadaşların trafik sıkışlığı nedeniyle sık sık paylaşırım. Konuşma şöyle başlar:
-Abla, benim annem teknede çamaşırımız yıkardı, evde yoktu ki çamaşır,bulaşık felan makinesi....
Cevap:
- Senin baban da her yere taksiyle gidip elinden cep telefonu ile gezmiyordu değil mi ? Sende müstakbel eşini annenle kıyaslama istersen..
( Bu arada iç ses “Nenen çarık giyerdi bunları unuttin mi? Diyerek horon tepmektedir)
Görüldüğü üzere başvuru eserime başvurarak aktardım günlük hayatım. Artık son sözü söylemek vakti :YAZMAK YAŞAMAKTIR

16 Ekim 2007 Salı

ÖĞRENCİ TADINDA EĞİTİM, EDEBİYAT

Sakin bir iş gününde güvenlik görevliniz yanınıza gelir ve;

-Aşağıda yaşlı bir hanım var “Kadın Müdürünüzü görmek istiyorum” diyor,hani affedersiniz biraz....

Güvenlik görevlinizin altı senelik mimikleri size çok şey ifade ettiği için, yüzüne dikkatlice bakıp

-Kokoş bir hanım mı ?

sorusunu sorarsınız . Yanıt evet anlamında kafa sallamadır.

- Yolla gelsin!

dersiniz kanıksamış bir ifade ile....

Beş dakika sonra, kokoş sıfatına hiç uymayan, İngilizlerin adaları gibi hiçbir şeyi dikkat çekmeyen, gözü yormayan, insanın kanını kaynatmayıpta, “The great British invention: Fish and Chips” tadında, kaba olmak istemiyorsanız zarif ve sade sıfatları ile anabileceğiniz Teyzem kapıda belirdi.


Ağzını açıp gülümsemenizi istedi, kendini tanıttı. Şimşek hızıyla görüntüyle ters orantılı kokoş ifadesini muhakeme ettiniz aklınızda. Surette hiçbir kokoş falsosu yok iken, havada uçuşan kelimler aksansız,tonlama sakin ve didaktik vurgular yerindeydi. Güvenlik görevlinizi yanıltan konuşma tarzıydı, elbiseleri değil. Aldığınız gülümse komutuna haklı bir gerekçe bulduğunuz içten kocaman bir sırıtmayla karşılık verdiniz Teyzenize. Didaktik ifade kaçınılmazdı çünkü bir öğreticiydi karşınızdaki, yaşı,mesleği yıllarca yurtdışında kalmışlığın acısıyla konuşuyordu. Konuştukça da açılıyordu. Türkçe hasretini evden çıkarken sızımsızım hissetmiş birisi olarak hoşgörüyle dinlediniz ve birden konu Osmanlıca ya geldi . Evet öğrenebilirdiniz ve bir öğretici bilgisini sizle paylaşmaya arzusunu sunmuştu. İyi niyetle ders notlarınızı alıp, yemek –bulaşık, iş- fiş ve annelik- hatunluk, spor gibi terenalerinize eklediniz ders notlarını. Aşkla şevkle başlayıp “se” harfine takıldınız Aman Allah! Bu da neydi. Bir harf üç değişik şekilde yazılır; başta ortada ve sonda ve yetmezmiş gibi üç ayrı gösterime sahiptir . 3*3 =9 kombinasyon matematiksel olarak bir “s” için. Bu ne eziyettir, yahu ? Allah Atatürk ‘ünden bir milyon kez razı olsun .... DEVAMI GELECEK SAYIDA....................